Pages

7.6.11

İLLA BİR BAŞLIK GEREKMİYOR BAZEN..BU DA ONLARDAN :)

Ödevini yarım yapmış bir öğrencinin huzursuzluğu var üzerimde..
Bloğu çok ihmal ettiğimden dolayı...
Sanmayın ki evde yeni mamalar pişmedi, hazırlanırken fotoğraflanmadı. Yaptım ama burası için derleyemedim henüz. Bu iş sıkıştırmaya, zorla yapmaya gelmiyor, o vakit elinize yüzünüze bulaşıyor. Kimseye burayla ilgili haftada şu kadar paylaşımda bulunurum demedim ama eş-dost "artık niye yazmıyorsun" diye mailler atmaya başladı.
Kısacası, bir açıklamayı borç bildim :))

Haziran ayına ne ara geldik hiç bilemiyorum. Veya  ben süreçleri algılama yeteneğimi mi yitirdim acaba?
Asıl olan sanırım şu : zamana takılmıyorum artık, öyle matematik hesabı gibi geliyor geçen süre. Ben daha çok bu geçen zamanın bende yarattığı etkilerine odaklanıyorum.
Bir değişim sürecinde olduğumu ciddi şekilde farkediyorum. 9 yıldır eğitimini aldığım enerji teknikleri sayesinde , artık kendimi çok iyi tanır hale geldim. Ritmimin bozulduğu anları ve ben görmezden gelsem bile birşeylerden kaçamayacağımı ve sonunda burnuma sokulacağını çok iyi biliyorum. Tecrübe artık çok saygı duyduğum bir unsur. Gel gör ki, cinsi ne olursa olsun , aynı tecrübenin, her insanda olan etkilerinin ne kadar farklılıklar gösterebileceğinin de farkındayım. Son aylarda Tanrı bunu karşıma çıkarıp duruyor. Önce görmezden geldim ama sonra birşeylerden ders almam gerektiğinin farkına vardım.

Bu ay kendime -yorgun olabilme hakkımı- tanıdım birazcık..Kafamda yüzlerce hatta binlerce düşünce ve sorumluluk var sanki; böyle zamanlarımda yarım yamalak yapıyorum bazı şeyleri..Blogta bunlardan biri işte.
Aslında bu -yorgun ben- alışık olduğum bir -ben- değil ama şu sıra hissettiğim bu.

Mayıs zor, hızlı ve karışıktı. İşimiz çok yoğundu ve eşim hep şehir dışındaydı. Çocukların, evin ve ofisin sorumluluğunu tek başına göğüslenmek zor geldi . Dakikalarla planlama yapmak durumunda kaldım. Biri aksasa, öteki domino taşı gibi yanındakini etkiliyordu çünkü. Desteklerine çoklukla sığındığım kayınpederim ve kayınvalidem de uzun süre seyahatteydiler. Can kuzenim Serhat vardı ama O da final haftasındaydı, yine de çok destek oldu sağolsun. Az hasarla mayısı atlattık saylır. Çocuklar benden daha fazla etkilendi, çünkü nicedir onlara tepkilerini saklamamayı öğütlüyorum. Özledikleri babaları için ağlamalarına, onlara kaliteli zaman ayıramadığım için huysuzlanmalarına, mayıs ayında sayıca coşan okul etkinliklerinin hepsine katılamadığım için bana içerlemelerine izin verdim... O anlarda gerçekten elimden gelenin sadece bu kadar olduğunu onlara -açıkça- anlattım.. Kendime de sıkışmışlık hissimden kurtulmak için bol bol ağlama hakkı tanıdım, zira o an için rahatlamazsam saçma sapan bir yerde başkalarından çıkarıyorum; sonra da daha çok üzülüyorum.

Yaşanmışlıklarımı, düşüncelerimi, daha doğrusu aslında aklıma ne gelirse  yazdığım iki kalın defter bitirmiştim geçen sene ve bu sene başı, yenisini almayı ihmal ettiğimi farkettim geçenlerde, aldım. Yazıyorsun da ne oluyor demeyin. Deneyin. O bembeyaz sayfalara yazmaya başlarda çekiniyor insan ama sonrasında bir açılıyor ki sormayın...Sonra o defteri yanınızda taşımaya bile başlıyorsunuz. Hani müzisyenler derler ya "ilham geldi" diye; bana da bir anda geliyorlar son yıllarda; o an kaleme yapışıyorum.. Sonuçta kimse için değil, sadece kendim için yazdığımı farkettim ve bununla -mutlu- olduğumu...En önemlisi kendimi kendime -dürüstçe-anlattığım için Tanrıma şükrediyorum. Bu biz insanların en ihmal ettiği konu : kendimize teşekkürü hep unutuyoruz.

Mayıs ayında kayıplarım da oldu ; yürekleri çok güzel üç insanı uğurladık...Hastalıkları süresince destek verdiğiniz sevdiklerinizi, yolun sonunda uğurlamak çok zor. Bu, büyümenin en sevimsiz öğelerinden belki. Ama hayatta hep güzellikleri paylaşmıyor insan işte, öyle de olmamalı zaten; zor anları da yine paylaşarak biraz olsun hafiflettik biz. Kaybetme duygusu nedir biliyorum ben, bu yüzden yüreğim hep bu gibi durumlarda kocamanlaşıyor...Kelimelere sığdırmakta zorlanıyorum bunları...

Şu size bahsettiğim deftere not almışım ; haziran başında yurtdışı seyahatin var diye...Astrolojiye olan merakım, bir çok insana göre birazcık daha fazlaca. Ciddiye aldığım ve üyesi olduğum bir internet sitesinden , belli cümleleri not almışım. Hatta sonradan hatırladım, Kızılay'a gidemezken yurtdışına nasıl gideceğim acaba diye düşünmüştüm. Ama gittim. Hatta dün döndük. Hem de aklımın ucuna bile gelmeyecek bir yere..Saray Bosna'ya...Bir anda gelişen bir organizasyonla ve benim tüm -hayır- larıma karşı, yine de gittik. 2 gece, 3 gün. Uzun süredir oğullarımdan ayrılıp bir yerlere gitmediğim için, bir yerlerde birşeyleri unuttum hissimi üzerimden atmam zor oldu, bulunduğum yere adaptasyonum vakit aldı gerçi ama son derece iyi anlar da yaşadım. Bir kere inanılmaz bir doğası var. Saray Bosna  ile ilgili ileride birşeyler yazarım  diye düşünüyorum. O kısa zamanda kafamda tonla şey oluşmasına neden olan bir geziydi.  Bir memleket ve kültür tanımanın yanısıra, bana çok güzel değerler kattı. Yüreklerimiz bir olsa da, sezon nedeniyle işleri çok yoğun olan arkadaşlarımla orada buluşmak çok hoştu. Yani hakkaten Ankara'da buluşamazken, Saray Bosna'da kadeh tokuşturmak ilginçti. Ve hayatımda çok önemli yerleri olacağına inandığım iki güzel insanla tanıştım. Ve bu tanışıklığın çoook uzun soluklu ve keyifli bir dostluk olacağını algılamam zor olmadı.
Sevgili Elif ve Ayşe; -hoşgeldiniz hayatıma-... Ben bu resmi izin almadan buraya koyuyorum ama hissiyatım bana kızmayacağınız yönünde :)



Bir de bugün benim çok sevdiğim bir dostumun doğumgünü. Mehmet Kurkut'un. O benim Memocanım, 36 yıldır birlikteyiz...5-6 yaşlarımdan beri hatırlıyorum Onun varlığını;  ailelerimiz de arkadaştı. Gelip giderlerdi birbirlerine, doğum aramız sadece 1 ay.. Yani biz farkında olmadığımız yaşlardan beri beraberiz Onunla. Liseye kadar aynı okulda, aynı sıralarda okuduk, üniversitede ayrı şehirlere düştük, iş hayatımızın yine ayrı şehirlere sürükledi bizi. Şimdi İstanbul'da yaşıyor ama iletişim kurmadığımız bir günümüz bile yok. Onunla olan bu bağımız için -dostluk- tanımlaması az kalıyor bazen. Konuşmanıza bile gerek kalmadan, yüreğinizi gören ve anlayan insanlardan. Sanmayın ki aynı bakıyoruz hayata, çokta çatıştığımız, fikir ayrılıklarına düştüğümüz konular var ama bu başka birşey zaten. Moralim bozuk olduğunda veya acayip sevinçli olduğumda, telefona sarılıp , olanı paylaşmak istediğim insanların önünde gelir. Onunla hayata -gülümsemek- hep keyiflidir.


Memo bu fotoğrafı buraya koydum diye kesin kızar, "naptın kız" filan der hatta...Sevmez o sosyal paylaşım sitelerini filan, facebookta bile zorla hesap açtı... O yüreklerde hesap açmayı sever, hakkında kötü bir laf edecek tek bir insan olabileceğine asla inanmıyorum. Seni çok seviyorum Memocan, bunu hep bil ve hiç unutma...

2 yorum:

Adsız dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
ozguncelezzetler dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.