Pages

17.7.11

SİZİN TATİLİNİZ HANGİSİ ?

Büyük bir çoğunluğun tatil dönemi şu an…

Yaşam şartlarına, çalışma hayatına, ekonomik durumuna, kafasının durumuna, başkalarının planlarına,  ailelerine, çocuklarına, genele – özele  vs.vs. göre bir şekilde, herkes bir yerlere gitmeye çabalıyor yaz aylarında. Bulundukları yerden kıpırdayamayanlardan, hayatı biraz rölantiye alıyor, hafiflemeye çalışıyor ya da hafta sonlarını değerlendiriyor. Bazısı da hiçbir şey yapmıyor. Öyle bir kavram hayatlarında yok.

Çok tatil senaryosu var gözümde; yıllardır gözlemlediğim bir sürü insan manzarası,  bir çoğunu da bizzat yaşadım / yaşıyorum…

Tatilde dinlenmek lazım gelir ama biz niyeyse her şeyin çoğunu yaparız . Uzun süreli yorucu yolculuklar; bol yemek yemekten şişen karınlar; bol içkiden maymun gibi uyanılan sabahlar; bol uykudan yarısı heba olan günler; dozu kaçan eğlenceler; bir haftada maksimum bronzluk için köseleye dönen deriler; faktör faktör krem sürülse de soyulan, dönüşte övünüleceği için acısının  belli edilmediği ciltler; şezlong kapma savaşları; çocuklar için mini club önünde-çocuk havuzu kenarında veyahut denizin ayak bileğini aşmayacak sığ kenarlarında nöbetleşe durmaktan günler boyunca bir arada yüzebilme olanağı bulamayan anne-babalar; tüm gün boyunca küçüklerin istedikleri olsun diye bir yerlerini yırtan ama o küçükleri bir türlü memnun edemeyen büyükler; alışık olmadıkları için klimadan üçüncü gün yamulan ve tatilin geri kalanını yatarak geçirenler; yazlıklarda yemek yapmak,bulaşık-çamaşır yıkamaktan kurtulamadıkları için sürekli söylenen anneler; yayılıp yattığı için karısının söylenmesinden dolayı sürekli yüreği havada huzursuz babalar; geçen sene giydiği bikinisini evden ödenek çıkmadığı için bu sene de giymek zorunda kalan mutsuz genç kızlar; kilo aldığı için bikiniden mayoya dönmek zorunda kalan ve bunu dünyanın en bedbaht durumu sanan kadınlar; güneşlenirken karşı şezlongta gördüğü , yaşını epeyce almış ama hayata sırtını dönmemiş, gülümseyerek keyif ve huzurla kitap okuyanlara özenenler; daha tatilin ilk gününden bitimini düşünen sabırsızlar; her günün güzelliğine inanmış ve tatilin son noktasına kadar tadını çıkaranlar; on beş gün gittikleri yazlıklarının on iki gününde tadilat ve onarım için uyuşuk ustalarla uğraşanlar; torunları gelince sevinsinler mi – üzülsünler mi diye bocalayan büyükler; bir önceki yaz aşık olduğu kızı, bu yaz yan sitenin yakışıklısına kaptırdığı için tüm tatili rezil olan delikanlılar; tatil boyunca açılamadığı gence dönüşe bir gün kala açılan, dönüş yolunda ailesi çakmasın diye gizli gizli ağlayan genç kızlar; bir haftalık tatile dört valizle geldiği için sürekli azar işiten kadınlar ; tesise ödediği paranın karşılığını almadığı için sürekli açık arayan ve personeli azarlayan gıcıklar; tatil boyu okuması gereken kitapları okumadığı ve okulun açılmasına bir hafta kala sıkışan ve işittiği azardan dolayı tatili burnundan gelen çocuklar; gittikleri yörenin en ünlü sosyete pazarına uğramayı elzem bir görev bilenler; akşam olsa da iki tek rakı atsak diye yarım saatte bir saate bakan amcalar; çekirdek çitlemenin önemli bir tatil aktivitesi olduğunu sananlar; okey veya tavla oynamadan dönülen tatilin mutlaka yarım bir tatil olduğunu savunanlar; pareonun müthiş bir icat olduğunu söyleyen ve bizzat kullandığı halde  bir başka kadın pareolu bile olsa göbek ve kalça ölçüsünü  20 m.öteden şıp diye anlayan kadınlar, erkek adam parmak arası terlik giymez diye savunan,  güneşlenirken çıkarmadığı tişörtü sayesinde amele yanığı olan orta yaşlı adamlar; tekne tatilinin en müthiş tatil olduğunu savunup, gidemeyenlere azıcıkta olsa üstten bakanlar ; evden çıkarken hırsıza karşı aldığı tek önlem olarak koridorun ışığını açık bırakan ve tüm tatil kafası evinde kalanlar; tatil harcamaları nedeniyle bütçede açılan deliği nasıl kapatacağını düşünen babalar; kafasındaki tatili gerçekleştirebildiği için mutlu olan ve bunun için şükreden yüce gönüllü kişiler ; hiç –beach-‘e gitmediği halde oranın kötü bir yer olduğunu savunan ve genç olmayı anlayamayan huysuz ihtiyarlar;  havuzunun sitesindeki komşularına gelen misafirlerle dolup taştığı için şikayet edip duran , kendisine neden hiç misafir gelmediğini derinlemesine düşünmeyen  diğer site sakinleri ; tatil boyunca dalgalı ve azıcık pis olduğu halde , dönüş günü muhteşem sakinlikte olan  deniz ; sulu bir tatil yapamayıp evinde kalmak zorunda olan ama çocuklarını mutlu etmek için boğazı patlatmak pahasına  zar zor şişirilen , buna rağmen üçüncü gün gözle görülemeyen gıcık delik yüzünden havası inen havuzlar ; hazırlığı akşamüstü büyük bir titizlikle  başlayan  ve gece yarılarına kadar süren mangal keyifleri; ailesiyle tatile çıkmak zorunda kaldığı için aklı sevgilisinde ve daha ziyade yalnızken ne yapmakta olduğuna dair binlerce senaryo üreten güvensizler; dönüşte haklı çıkmakla yüzleşenler veya kendinden utananlar ; patronu veya amiri tatil boyunca aradığı ve bir huzur vermediği için küfredenler; mevsim olarak en sıcak zamanda, ülkenin en sıcak yöresine gidip yine de sıcaktan şikayet edenler; tatildeyken bile kafasındaki ideal tatilin hayaliyle yaşayanlar, bu yüzden hiçbir şeye adapte olamayanlar; tatilin lüzumsuz bir süreç olduğunu savunan ve etrafına bu enerjiyi yaymaya çalışan ama bir türlü sevilmeyen işkolikler; gittiği veya kaldığı yörede hayranı olduğu sanatçının konserine gitme şansına erişenler; cep telefonumu kapatmak için nelerimi vermezdim diye savunup nerede olduğunu, gün gün cep telefonundan imleyenler ;  arkadaşlarıyla tatile çıkma fırsatı yakalayıp , ‘arkadaşlar seyahatte anlaşılırmış’ lafının doğruluğuna inananlar…..

Bu yazdıklarımı dalga geçmek, yermek için paylaştığımı sanmayın. Dediğim gibi çoğu benden örnekler ve inanıyorum ki çoğu cümlede kendinizi veya yakınlarınızı bulacaksınız. Hepsini tebessümle yazdım.

Eğitimimi turizm sektörü üstüne alıp, bizzat bu sektörde çalışmama rağmen daha kafamdaki tatili gerçekleştirebilmiş değilim. Terzi kendi söküğünü dikemez hesabı anlayacağınız. En başta çocuklarımın okul programlarına uymak durumunda kalıyorum. Vakit önemli, nakit önemli… Çoğunluk gibi bende de tüm dinamikler birleşip, zorunlu bir tatil programı olarak karşıma çıkıyor. Bana kalsa, ben bir hafta telefonumun bile çekmediği, temiz bir odası olan, dağ başında bir yerde, sessizce en değer verdiğim iki-üç dostumla  tatil yapayım istiyorum şu günlerde. Gel gör ki o dağ başı neresi bilmiyorum, telefonumu şimdi de kapatabilirim kapatmıyorum, internete bağlanmak için her türlü teknolojik donanımım mevcut , cep telefonuma sürekli maillerim düşüyor ve facebook sayfamı kontrol ediyorum. Yapmadığıma göre , ben de yan çizenlerdenim yani. Demek ki, dağ başı tatili çok gerçekçi bir yaklaşım değil. O benim kendimden kaçış cümlem aslında, içime dönmeyi istediğim yer. Oraya gidemiyorsam, orayı yaratabilirim diye düşündüm bu sene. 2002'den beri öğrendiğim teknikleri tekrar gözden geçirip, kendi kendime yoğun bir şekilde çalışıyorum.

İşte bu çalışmalar bana, yapmakta olduğum bir yanlışımı fark ettirdi : Sorunlara takılı kalıyorum ve çözülsün diye bekliyorum. Ve buraya yazmamın nedeni, aslında bir çoğumuzun böyle yaptığına olan inancım.

Çevremizdeki herkes ve her nesne ; tabii en başta biz kendimiz bir potansiyele sahibiz. Ve doğru kullanıldığı takdirde, maddi ve manevi başarıya götüren her şey bu potansiyelde gizli.

Hepimiz hayatımızda her anlamda mutlu olmak istiyoruz, hayatımızı bolluk ve bereket içinde yaşamak istiyoruz, ama tüm bunları isterken aynı zamanda iç huzurumuz olmazsa , hayatın bize sunduklarının tadını çıkaramayacağımızı bilmeliyiz… Sihirli değnek yok. Sihir insanın kendisi.. Başkalarından sorunlarınızı çözmesini beklemeyin. Sorunlardan kaçarakta çözüme ulaşamayız. Gerçekleri kabul etmek, en çözümsel yaklaşım bence. Bana kişisel gelişim dersi veren hocalarım her zaman "kendi değerini bil" derlerdi. Dinlerken bile utandığım bir cümleydi bu. İçeriğini daha yeni yeni anladım.

Ben bugün diyorum ki ;
Eğer bir sorun çözülebiliyorsa,
Neden üzülesin?
Ve eğer bir sorun çözülemiyorsa,
Neden üzülüp, zaman kaybedesin?

Ben zamanımın kıymetli olduğuna ve üzülmekle bu değerli vaktimi kaybetmemeye karar verdim…Tatil konusundan buraya nasıl geldim diye düşünebilirsiniz.

Tatil sayesinde bu noktaya vardım çünkü J

Sevgiyle kalın ki, mutluluk sizi bulsun....




1 yorum:

nilay dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.