Pages

11.12.12

ÜMİT HİÇ TÜKENMİYOR...



 
Bugün sizinle Markar Esayan'ın bir köşe yazısını paylaşacağım. Bana da çok sevdiğim bir dostumdan geldi geçen gün. Çok şey buldum yazıda kendimden...Fazla yorum yapmayacağım, eminim ki yazıyı baştan sona layığıyla okuyanlar da çok şey bulacaklar.
****
İngiltere’de yüzyıl başında yaşam ortalaması 50’ymiş. Türkiye’de o sırada kaçtı bilmiyorum ama, sanırım bir on yıl eksiltmek çok abartılı sayılmaz. Bugün ortalama yaşam süresi İngiltere’de 78 civarında, Türkiye’de ise 75’e dayandı. Bu, nüfus planlamacıları, emeklilik fon yöneticileri ve yaşlanan nüfuslarını nasıl besleyeceklerini düşünen devletler için sıkıntılı bir durum olsa da, bizim için herhalde iyi bir haber. Yüz yıl gibi kısa bir sürede yüzde ellilik bir artış hiç de fena değil. Hele hele seksenine merdiven dayamış Robert Redford’un dinçliğini görüp, “en güzel yıllarımı yaşıyorum” sözlerini duyduktan sonra.
Bu durumda hayatı yeniden programlamak gerektiğinden bahsediyordu bu bilgileri edindiğim televizyon programındaki uzman. Hayatı 25’lik üç dilime ayırmak ve buna göre programlama yapmak gerekirmiş. İlk yirmi beş yıl zaten eğitim ve hayata hazırlıkla geçiyor. Kendimiz için kararları başkalarının aldığı bir ülke ve kültürde yaşıyoruz. Bir tür çağdaş kölelik. Aile, devlet vesayeti altında hayata başlamak. Sonra bir patrona, komutana veya kocaya devrolunmak. Erkeklerin ayrı, kadınların apayrı sorunları var. Ben eminim ki, okuma şansına sahip olanlarımızın bile büyük çoğunluğu kendini tanımadan, kendisini tartmadan yaptığı tercihlere göre üniversite, bölüm seçtiler. Bir kısmı bölümünü sevdi, bir kısmı iş seçerken bu yanlışı düzeltme imkânı buldu. Ama daha büyük bir kısmı mecburen aynı dalda hayatını kazanmak zorunda kaldı. Bu ise mutsuz bir insan kitlesi ve verimsizlik demek. Ama biz işin ekonomi boyutunda değiliz.
Ortalama hayat elli sene olsaydı bile, bunun denenmesinin gerekli ve kaçınılmaz olduğunu düşünürdüm. 75 yıllık bir hayata sahipken çok daha mümkün; yani hayatta makas değiştirmek, değişiklik yapmak. Ama bunu geçmiş hayatına saygısızlık etmeden, ciddiyet çerçevesinde götürmek. Bahsettiğim maceradan maceraya atılmak değil, dünkü hayatı bugünkü kendinize eşzamanlamaktan bahsediyorum. Macera meselesini de küçümsemiyorum, ama o bu pazarın konusu değil.
Demek ki toplamda üç hayat yaşama şansımız olabilir. Hatta başlangıcı kendi tercihlerine göre yapmış şanslı insanlar bile buna ihtiyaç hissedebilir. Çünkü insanlar değişir, değişim, önünde sonunda kurulan düzenle dayanılmaz bir çatışmaya yol açabilir.
Zaten, bu makas değiştirme işini o veya bu nedenle yapmayan, yapamayanlar da öyle durdukları yerde kal(a)mıyorlar. Gözlemim şu: Böyle insanlar, isyanları korkularını bastırdığı noktada çok daha dramatik kırılmalar geçiriyor, çok daha keskin kararlar alıyorlar. Biraz da panikle oluyor bu. Çünkü insanın doğası, o türden bir edilgenliğe göre değil.
Biz bunları hissediyor ama tesbitleri çarpışma yaşandıktan sonra yapabiliyoruz, o da belki. Hayat çok hızlı ve kavga çok büyük. Alıştığımızı sürdürmek çok daha güvenli. Bunun bir anlamı var. Korkular bizi koruyor. Yüzme bilmeden denize girmemizi önlüyor. Yüzmeyi kendi sığ sularımızda öğrendikten sonra hâlâ harekete geçmiyorsak, bir koca dalga zaten bizi önünde sonunda açığa sürüklüyor. İçten içe o dalgayı bekliyoruz da sanki, değil mi?
Sonra kulvar da bir tane değil. İş yaşamı dışında bir de özel hayatımız var. Kendi bireysel hayatımız var. Bunları birbiri ile uyumlu ve bağlantı noktalarını koparmadan hareket ettirmek istiyoruz. Çünkü birindeki kopuş, diğerlerindeki gelişmeleri etkiliyor. Duygu ve akıl çizgisini iyi tutturmak lazım. Bu mümkün mü? Eğilimimiz bu yönde en azından. Eğilim varsa olabilirlik de vardır. Eğilimler, bilinçdışımıza sızmış binlerce yıllık aktarımların bir sonucu.
Tüm bu karmaşaya rağmen, büyük imkânlara sahibiz. Ümit hiç tükenmiyor. Fırsatlar, gidilecek yol hiç bitmiyor. Hayatın sırrı bu. Yaşadığımız müddetçe bir son, nihai bir tükeniş ve bir mahvoluş yok. Sadece tecrübeler silsilesi var. Kayıplar ve düş kırıklıklarımız çok değerli. Kendinizi daha iyi tanımanızı sağlıyor. Neyi istediğinizi, neyi istemediğiniz üzerinden anlamanızı sağlayan en önemli tecrübeler onlar. Vazgeçmek ise o tercihlerden sadece bir tanesi.
Yazılı testlerdeki E şıkkı gibi...
( Markar Esayan / 09 Aralık 2012 tarihli yazısı / www.markaresayan.com )

Hiç yorum yok: