Pages

20.10.15

ÇÜNKÜ İNSAN "BAZEN" DİR ZATEN...



Aşağıdaki yazı ; Sevgili Ali Murat İrat'ın 18 Ekim 2015 tarihinde Dünyalılar sayfasında "Arka Bahçemiz" için paylaştığı yazıdır.

Dağıldığım, toparlayamadığım, hatta okuduktan sonra toparlanmak istemediğim paylaşımlar okuyorum. Bu da onlardan biri ..Kaç kere okudum; kaç kere ağlayarak okudum, kaç kere sindirerek, kaç kere sindiremeyerek bir yerlere sığamayarak okudum bilmiyorum.

Ve bazen ölüyor insan işte. Yaşarken çok kere öldüm ben de. Siz de onlardansanız bu yazıda çok şey bulursunuz. Yok değilseniz; yazının devamını okumayın kapatın gidin sayfamı, bir daha da tıklamayın.

Bir çoğunuz "Yahu kimdi ki bu Suphi Nejat ile Mehmet Pişkin" diyeceksiniz, farkındayım. Ülkemiz ölü çetelesinin tutulacağı bir kıvama geldiği için; çoğu isim, duyduğumuzun bir sene sonrasında bile hafızamızda yer işgal etmiyor.
Acı... çok acı var.
Suphi Nejat Ağıstanlı Boğaziçi Üniversitesinde Sosyoloji Bölümü Yüksek Lisans öğrencisiydi. Devrimciydi, IŞİD'e karşı savaşmak için gittiği Kobani'de 30 yaşında öldü. Araştırmak isterseniz internet parmaklarınızın ucunda. Suphi Nejat'ın annesine yazdığı mektup var ki, onu mutlaka okuyun. Linkini  (buraya) bırakıyorum. 
Mehmet Pişkin ise öldüğünde 35 yaşındaydı, ODTÜ Mezunuydu ; yaşam motivasyonumu kaybettim dedi, arkasında bir intihar videosu bırakarak seçimini özgür iradesi ile yaptı ve öldü. Videosunu paylaşmıyorum. O zamanlar Türk Psikologlar Derneği, toplum ruh sağlığı açısından kamuoyuna sorumluluk uyarısı yapmıştı. Ben de duyarlılık gösteriyorum, isteyen zaten bulup seyreder. 

Bunların ikisi ne alaka da aynı paragrafta buluşmuş diyenlere sözüm yok. Var da yok! Yazının arkasındaki derinleri görenler onu mutlaka bulacaklar zaten. Benim yolum o derini görebilenlerle devam ediyor.

Ölümü seçmek ile öldürülmek farklı şeyler. Bu dünyayı beş para etmez kılmak da, yaşanılır kılmak da üstünde yaşayan biz insanlara bağlı. Ne olurdu biraz daha sevgi dolu olsaydık, saygı duysaydık, paylaşarak yaşasaydık, sınırlar çizmeseydik, savaşmasaydık sevişseydik... ne olurdu insanca yaşayıp insanca ölebilseydik...

****


Bazen ağlar insan. Gözyaşlarının en acı vereni, yalnızken dökülenidir. Ben, çok uzaktaki bir bankın köşesinde, kimseye belli etmemeye çalışarak ağlayan bir baba gördüğümde anlamıştım bunu. Acıları belki diner diye hiç tanımadığım insanlara dokunduğumda sevme denilen şeyin varlığını bildim. İşte o zaman yanındakini değil, uzağındakini sevmenin maharet olduğunu anladım. Ama ben de herkes gibi bazen sevdim. Bazen ağladım, bazen dokundum ağlayan bir yüze.

Evet, bazen seviyordu insan. Bir kadının en zayıf yeriydi sevmeleri. Bir erkeğinse en karmaşık yanı. Çoğu erkek için sevmek sıradan bir eğlenceydi biraz, oysa çoğu kadın sevmelerinden son veriyordu hayatına. Sevmek uzun bir maceraydı kadının belleğinde, oysa o bir an’a sıkışıyordu erkeğin ellerinde. Ben en çok ağlayan kadınların sevmelerini sevdim, o da bazen. Ve öldüğümde defalarca bir kadının gözyaşlarıyla yıkandım. Gözyaşlarıyla yıkanır insan öldüğünde.

Ve bazen ölür insan. Yaşarken çok kere, hayatın sonunda bir kere ölür. Çoğu ölüm uzun bir hikâyedir aslında, çoğu yaşamsa bir anlık maceradır kimileri için hepsi bu. Ölmek de bir terk etme biçimidir. Ve terk etmek ise bir sevme biçimi, söylemiştim bunu. Bu nedenle ölür ve terk eder insan. Sevişir gibi öldüğü de olacaktır, sessizce çekip gittiği de. Sessizliğini başkasına, sevişmesini kendisine borçludur insan. O nedenle başkasını terk ederken susacak, kendini terk ederken sevişecektir çoğu zaman. O nedenle Mehmet Pişkin sessizce çekip gitmiş, Suphi Nejat Ağırnaslı sevişerek terk etmiştir dünyayı.

Çünkü bazen sevişir insan. Her sevişmek bir başka yolculuğa açılır neden sonra. Ve sonu gelmez bir kısırdöngünün içinde sevişir, sever, ağlar ve ölür insan. Bu nedenle delirir bazen.
Evet bazen delirir insan. Kimi zaman kendine doğrulttuğu bir silahtır aklı, kimi zaman ölmeye duyulan ihtiyaçtır. Kimi zaman bir tercihtir delilik ve kimi zamansa bir mecburiyet. Bir tavır ve politik bir duruş bazen. Ama yine de yalnızlığı makbuldür deliliğin. Çünkü hiçbir deli bir toplum tarafından bugüne kadar zapt edilememiştir. Eğer deliliği de elinden alınırsa, insan kendini yok edecektir.

Ve bazen intihar eder insan. Sevişmekten ya da sevişememekten değil, sevişmelere anlam verememekten intihar eder. Delirmenin değil akıllanmanın en uç halidir o. Yalnızken bile ağlayamamanın yıkıcılığıdır. Ve terk etmek değildir asla… O, yaşam denilen bu karmaşanın akılda çözülmesidir en kötü haliyle bile. Kısacası her intihar bir sevme hikâyesidir biraz da.
İntihar bir meslek olmalıdır diyordu Rigaut. Bütün gözyaşlarına dünyanın, intihar eylemleri düşüyorum birer birer. Çünkü ben bir babanın yalnızken ağladığını gördüğümde anladım bu dünyanın o gözyaşlarından sonra beş para etmeyeceğini.

Bazen ağlıyoruz, bazen seviyoruz ve bazen ölüyoruz durduk yere. Delirdiğimiz ve intihar ettiğimiz de oluyor hiç kuşkusuz. Ve olacak da bu dünya durdukça yerinde. Bazen oluyor öyle işte. Bazen sessizce, bazen deli gibi sevişerek.

Çünkü insan bazendir zaten.

Ali Murat İrat

Dünyalılar