4.12.15

GÖBEĞİM "UMUT" YÜKLÜYDÜ...


16 yıl önce bugün, hamile olduğumu öğrenmiştim.

“Umut” geliyordu.

Planlıydı, çok şaşırmamam gerektiğini düşünüyor ama aslında annelikle ilgili olarak ne düşünmem gerektiğini layığıyla hissedemiyormuşum gibi geliyordu.
Size öğretilenlerin kalıplara sokulamadığı hallerdenmiş bu, şimdi şimdi anlıyorum.

İnsan o genç yaşlarda (24 idim ben ) bu hislerini çoğunlukla tartamıyor. His zaten tartılır mı ki? Ne biçim bir yakıştırma bu şimdi… Hissedersin işte; o hissettiğin duygunun  sen de bıraktığı iz senin özünü yansıtandır, seni sen yapandır…

Bursa’daydık öğrendiğimizde, bir fuar organizasyonunda. Ertesi gün memleketime, Bozüyük’e uğradık. Niyetimiz güzeldi; annemle babamın evlilik yıldönümlerinde torunları olacağı haberini vermek, paketlenmiş bir hediyeden daha makbul olacaktı. Öyle de oldu. Çok sevindiler.
Herkes çok sevindi, her iki tarafında ilk torunu olacaktı. Özeldi.

Sıkıntısız bir hamilelikti, ruhen kendimi çok hazırladığım için olsa gerek fiziksel olarak hiç zorlanmadım.

Tek zorluk vardı. Yalnızdım(!)
O zamanlar babasının işi ayın yarısından fazlasını şehir dışında geçirmesini gerektiriyordu. Ailelerimiz de yanımızda değildi. Olsalar bile çok yardım isteyecek bir yapıya da sahip değildim açıkçası.

Ankara’da yaşamaya başlayalı bir sene bile olmamıştı. Kimseyi tanımıyordum, sokaklar bile yabancıydı bana. Çalışmıyordum, yaşıtım arkadaşım hiç yoktu, en yakını ellili yaşlarındaydı , en samimi dostum ise yan komşumdu ve O da seksenlerindeydi.

Şikayet etmedim. Sevdim o yalnızlığı, bol bol okudum, araştırmaya çalıştım. İnternet bu denli yaygın değildi ne yazık ki. Var olan anne-bebek kitapları ciddi anlamda pahalıydı. Tek seferde en yararlısını buldunuzsa şanslıydınız. İkincisini, üçüncüsünü almak zorluyordu bütçeyi. En mühimi benden önce doğurmuş yaşıtım arkadaşım, akrabam da yoktu. 2000 yılının temmuzunda doğuracaktım ve 70’lerde doğuran teyzelerin doğum hikayelerini dinliyordum. Çok iç açıcı değildi, çelişik senaryolar vardı. Korktum ama çaktırmadım. Sürece bıraktım.

Şimdi düşündüğümde kendime ayırdığım en güzel aylarım imiş aslında. Büyüyen karnımı sıvazlayıp o kadar çok konuşuyordum ki Umut’la… Bütün hislerimi dile getirip gözümü göbeğime dikip, bildiğin sesli sesli  konuşuyordum. Göbeğim "Umut" yüklüydü... 

Yalnızlık bu anlamda güzeldi; duyulma endişesi olmadan sesli sesli konuşabilmek keyifliydi. Bunu ikinci oğluma gebeyken yapamadım mesela ; planlı gebelik değildi, ruh halim dingin de değildi. İkisinin karakterlerinin farklılığında, bir nebze de olsa sorumlu hissederim kendimi ; hamileliğimdeki ruh hallerimin yansıması var çocuklarımın huylarında.

Bu tarih hatırlama huyum kimi zaman gereksiz gelse de sanırım en belirgin karakteristik huylarımın başında geliyor. Bu huydan sıyrılmayı denedim ben aslında. Beynimi ve kalbimi yormama, takılı kalmama, kimsenin umurunda bile olmayan tarihlere anlam yüklememin duygusal çöküşlere neden olması yüzünden bırakmayı denedim. Başaramadım. Bırakmaya çalışmanın beni daha çok üzdüğünü anladığım gün,  bu huyumla barıştım. Bunun, başlarda yazdığım gibi beni ben yapan ruhumun özünden gelen huylarımdan olduğuna karar verdim.

Bugün Umut’uma özel bir gün olduğu için, hücrelerimde bile Onu hissediyorum. Gözlerim sürekli nemli… Anneliğimi sorguluyorum, yetememek duygusuyla boğuşuyorum, yaptıklarımı, yapmadıklarımı, yapamadıklarımı gözden geçiriyorum, Onunla tekrar tekrar büyüyorum…  Mutlu bir evlat mı acaba diye beşyüzelli keredir filan kendime soruyorum. Sanırım “mükemmel anne” diye bir kavram zaten yok ama “mükemmel olmaya çalışmaktan yorgun düşen anne” diye bir kavram var. Bu telaşlarımı sürece bırakmak zorundayım, aksi halde oğlumun hislerini sindirmeyi kaçıracağım ve sonra çok pişman olacağım.

Yarın da annemle babamın 45.evlilik yıldönümleri; zor bir gün olacak ama güzel anılarımızı hatırlayıp atlatacağım. Mecburum. Günü sağlam bir ruhla kotarmaya çalışıp, gece muhtemelen ağlayacağım. Hıçkırıklarımı yutkunup, duymadıkları sesimi onlara götürsünler diye meleklere emanet ederek, acılarıma yokluklarını da ekleyerek, uykuya dalacağım.

Fakat sabah tekrar gülümseyerek  uyanacağım.
Her doğan gün, “yeni” bir gün diyeceğim.
Yeni bir tarihi hatırlayıp ona tutunacağım .
Bu tarihlere yüklediğim güzel anları sıcak tutacağım.
Ve sonra mutlu olmak için yeni tarihler bulacağım, yaratabildiğim yeni dünyama  ve yeni tarihlerime güveneceğim.
Bu huylarımla “koşulsuzca” kabul görmeyi bekleyeceğim.
Bunu “umudum yapacağım”, o umutlardan “yaşam sevinçleri” yaratacağım. 
Göbeğim umut yüklü olmayacak belki ama kalbim hâlâ "Umut" yüklü olacak...





 

Hiç yorum yok: